• BIST 1.095
  • Altın 460,973
  • Dolar 7,3467
  • Euro 8,6695
  • İstanbul 25 °C
  • Ankara 21 °C

İran'da yaşanan patlamaların arka planında ne var ?

İran'da yaşanan patlamaların arka planında ne var ?
Araştırmacı Ali Şahin İran'ın kritik tesislerinde son dönem yaşanan patlamaların arka planını yazdı.

Uzmanlık alanı İran olan Ali Şahin  kısa adı TÜRPAV  olan Türkiye Politik ve Stratejik Araştırma Vakfı için kaleme aldığı yazısında son dönem yaşanan patlamaların iç ve dış dinamiklerle ilintisini ortaya koydu. 

Ali Şahin'in halen devam eden gizemli patlamaların arka planına ışık tuttuğu yazısı:

 ''2 Temmuz 2020 tarihinde İran’ın İsfahan kenti yakınlarında yer alan Natanz Nükleer Tesisleri’nde meydana gelen patlama sonrasında yangın çıkmış ve bu da İran’daki gelişmenin bir kaza mı; yoksa sabotaj mı olduğu hususunda tartışmalara neden olmuştur. Bu tartışmaları sona erdirmek amacıyla konuya dair açıklamalarda bulunan İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Behroz Kamalvandi, olayın bir kazadan ibaret olduğunu ifade etmiştir. Ancak resmî makamlardan böylesi bir açıklama gelmesine rağmen söz konusu açıklama, dünya kamuoyunu tatmin etmeye yetmemiştir. Zira patlamanın ardından bazı İsrailli yazarlar, tesislerin İsrail tarafından vurulduğunu öne sürmüştür. Bunun yanı sıra olaydan kısa bir süre önce kendisini “Vatan Çitaları” olarak tanımlayan bir grubun da Natanz’daki üsse saldıracağını, BBC Persian gazetesine mail yoluyla ilettiği görülmüştür. Nitekim bahsi geçen örgüt, olaydan sonra da saldırıyı üstlenmiştir. Ancak buna rağmen İranlı yetkililer, patlamanın bir terör saldırısı olduğu yönünde herhangi bir beyanda bulunmamıştır.

Rejim karşıtı örgütlerin dayanışma içerisinde

İran’da muhtelif zamanlarda çeşitli örgütler tarafından bazı terör eylemleri gerçekleşmektedir. Ancak adı geçen örgütün geçmişte herhangi bir eylemde bulunmadığı bilinmektedir. Ülke içindeki örgütlerin anatomisi incelendiğinde ise genellikle etnik ve dini unsurları temsil ettiğini ifade eden örgütler ile rejimi muhalifi yapıların çeşitli eylemlerde bulunduğu görülmektedir. Örgütün ismine bakıldığında, etnik bir unsuru temsil etme iddiası bulunmadığı izlenimi oluşmaktadır. Bu da “Vatan Çitaları” örgütünün rejim karşıtı yapılanma olduğuna işaret etmektedir. Örgütün BBC’ye gönderdiği mail ve video incelendiğinde ise Devrim Rehberi Ali Hamaney’i canavara benzettiği ve İran’daki teokratik rejimi, Şah rejiminden daha kötü olarak nitelendirdiği anlaşılmaktadır. Bu da örgütün rejim karşıtı bir organizasyon olduğunu ortaya koymaktadır. Verilen mesaj incelendiğinde ise Halkın Mücahitleri Örgütü’nün (HMÖ) kullandığı söylemlere benzemektedir. Bu durum da grubun HMÖ’den ayrılan yeni bir oluşum  ya da HMÖ ile bağlantılı bir organizasyon olabileceğini düşündürmektedir.

Öte yandan ülkede rejim karşıtlığı üzerinden propaganda ve eylem yapan başlıca örgütler, Arnavutluk merkezli olan HMÖ ile eski Şah Muhammed Pehlevi’nin oğlu olan Rıza Pehlevi’nin liderliğinde faaliyetlerde bulunan “Ulusal Cephe”dir. Bu nedenle de Vatan Çitaları örgütünün kendi varlığını yeni ilan etmesi, örgüte ilişkin açık kaynaklarda yeteri kadar veriye ulaşılamamasına neden olmaktadır. Bu durum ise örgütün lider kadrosu ve hiyerarşik yapısı hususunda yorum yapılabilmesini zorlaştırmaktadır. Ancak eldeki verilerden hareketle, Vatan Çitaları’nın HMÖ ya da Ulusal Cephe ile bağlantılı olabileceği ya da şimdilik bağlantılı değilse bile, ileride temas kurabileceği öngörülebilir.

İran'ın patlamalara yönelik açıklamaları ikna edici olmaktan uzak

Öte yandan Natanz’da gerçekleşen patlama ile geçtiğimiz haftalarda Parçin Hava Üssü’nde meydana gelen olayların birbirinden bağımsız olmadığı öne sürülebilir. Tahran yönetimi, buradaki patlamanın da gaz sıkışması sonucu ortaya çıktığını dile getirmiş ve bu açıklama, uluslararası ilişkiler uzmanlarını ikna etmeye yetmemiştir. Nitekim açıklamaların doğru olmadığı da zamanla ortaya çıkmıştır. Zira patlamanın Parçin’den uzak olmayan bir füze üretim tesisinde gerçekleştiği yönünde bir kanaat oluşmuştur. Söz konusu tesisin, yeraltı tünellerine bağlanan ve İran’ın büyüyen cephaneliği için büyük bir kaynak teşkil ettiğine inanılan bir üs olduğu tahmin edilmektedir. Bu tesisin varlığı ise ABD ve İsrail tarafından tehdit olarak algılanan bir mahiyete sahiptir. Bu nedenle de Washington ve Tel Aviv’de Tahran yönetiminin nükleer faaliyetleri ve balistik füze programı hasebiyle bir rahatsızlık bulunmaktadır. Hatta bu rahatsızlığın da etkisiyle, Donald Trump dönemiyle birlikte ABD’nin nükleer anlaşmadan çekildiği ve İran’a yönelik çeşitli yaptırımlar uyguladığı görülmüştür. Şüphesiz yaptırımlar, İran’ın pek çok anlamda sıkıntılı günler geçirmesine sebebiyet vermektedir. Kendisine yönelik baskının artmasına karşılık Tahran ise Şii milislere olan desteğini devam ettirmiş, füze ve silah üretimini arttırmış ve askeri tatbikatlarının mahiyetini genişletmiştir. Bu durum da bir güvenlik ikilemi yaratırcasına İsrail ve ABD’yi daha fazla rahatsız etmiştir.

Bu noktada ifade edilmesi gereken husus ise ABD’nin İran’a uygulanan yaptırımlara tüm uluslararası toplumu dahil etmek istediğidir. Nitekim Mevcut yaptırımların “İran tehdidinin” kalkmasında yetersiz kaldığına inanan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran’a silah ambargosu uygulanması yönünde BM’ye baskı yapmaktadır. Hatta Pompeo başta olmak üzere ABD’li yetkililer, İran’ın nükleer silah geliştirmesine asla izin vermeyeceklerini vurgulamaktadır.

Savaşı İran içlerine taşıma stratejisi

Tüm bu veriler ışığında güncel gelişmeler değerlendirildiğinde, taraflar arasında Suriye, Irak ve Yemen gibi coğrafyalarda cereyan eden vekalet savaşlarını, ABD’nin bir şekilde İran’ın içine taşımak istediği iddia edilebilir. Bu amaç doğrultusunda Washington ve Tel Aviv, terör örgütlerini efektif bir şekilde kullanmanın yollarını aramaktadır. Zaten bu aktörlerin İran’ın içinde ve dışında rejim karşıtı mücadele yürüten gruplara ve etnik ayrılıkçı hareketlere destek verdiği bilinmektedir. Bu doğrultuda gerek ABD ve gerekse de İsrail’in, muhtelif örgütlerin İran içinde uyuyan hücrelerini uyandıracak hamlelerde bulunabilecekleri öne sürülebilir. Bunun yanı sıra vekalet savaşlarını İran’ın içine taşıma stratejisi kapsamında yeni örgütlerin kurulabileceği de öngörülebilir. Zaten Vatan Çitaları yapılanması da buna işaret etmektedir. ABD ve İsrail, böylesi örgütler aracılığıyla İran’ın nükleer tesislere ve füze üretim tesislerine çeşitli saldırılar gerçekleşmesini destekleyebilir. Bu durum ise Tahran’ın uluslararası arenadaki prestijinin sarsılmasına yol açabilir. Ayrıca mevcut örgütler ya da yeni kurulabilecek örgütler, İran içinde siyasi propagandalar yaparak halkı örgütleyebilir. Bu da halkın korona salgını öncesinde olduğu gibi, tekrardan sokaklara dökülmesine neden olabilir. Fakat İran’ın daha önce böylesi halk hareketlerine karşı tecrübeli olduğu da bilinmektedir. Bu da Washington ve Tel Aviv’in toplumsal hareketleri desteklemek suretiyle rejim değişikliği gerçekleştirme politikasının başarıya ulaşıp ulaşmayacağı hususunu tartışmalı kılmaktadır.

Hedef iç istikrarı zedelemek

Neticede ABD, İran’a karşı uyguladığı siyasi ve ekonomik ambargonun bir rejim değişikliğini tetiklemek konusunda tam anlamıyla yeterli olmadığını düşünmektedir. Bu sebeple İran topraklarında meydana gelebilecek terör saldırıları ile iç istikrarın bozulması bir strateji olarak hayata geçirilebilir. Ayrıca bu devletler, İran’a baskı uygulanması yönündeki çalışmalarını arttırabilir. ABD’nin atacağı bu tarz adımlara karşı, İran’ın nasıl bir politika izleyeceğini ise zaman gösterecektir.''

Bu haber toplam 1096 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
  • Facebook Yorumları 0
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2019 Referans Medya | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0543 861 19 89